5 Eylül 2011 Pazartesi

Cannes


Madem ki bu blog kültürel deneyimlerim üzerine işe en taze, en yeni seyahat deneyimimle başlamak istedim. Bayram tatilimi ailemle Fransız Riviera'sının incisi Cannes'da geçirdim. Bu ilk gidişim değil aslında. Çocukluğumdan beri neredeyse her sene ailece ve dostlarımızla sık sık gittiğimiz bir yer. O yüzden Cannes'ı ve civarındaki şehirleri iyi tanıdığımı söyleyebilirim.


Öncelikle şehri bilmeyenler için biraz bilgi vereyim. Cannes, özellikle yaz aylarında kalabalıklaşan ve lüks yaşamı ve zenginliği sembolize eden bir şehir. Aslında oldukça küçük bir yerleşim alanı var. Denize paralel uzanan Boulevard de la Croisette'den ve bir arka paralel caddesi Rue D'Antibes'den oluşuyor. En iyi mağazalar, oteller, restaurant'lar Boulevard de la Croisette üzerinde bulunuyor. Aynı zamanda her sene mayıs ayında düzenlenen 'Le Festival de Cannes' (Cannes Film Festivali) bu caddenin sonunda yer alan 'Palais des Festivals et des Congres'de düzenleniyor. Hatırlarsanız bu sene Nuri Bilge Ceylan, 'Bir Zamanlar Anadolu'da' filmi ile jüri büyük ödülünü almıştı. Cannes Film Festivali uluslararası olarak düzenlenmekte ve Avrupa'daki en önemli 3 film festivalinden biri olma özelliği taşımaktadır.



Festival Sarayı'nı geçip marinaya doğru yürüyünce Cannes'ın Suquet bölgesine varılıyor ki bence burası şehrin en tipik yerlerinden biri. Suquet bölgesi 'Eski Cannes' olarak da geçiyor. Yokuş yukarı bir sokak üzerinde sağlı sollu tipik Fransız restaurant'ları ve souvenir'ciler yer alıyor. Sokağın tümünü yürümenizi öneririm. En sonunda kiliseye ve Cannes Kalesi'ne ulaşacaksınız ki buralar da görülmeye değer. Kaleden Cannes'ı kuş bakışı görmeniz mümkün.


Rue d'Antibes'de ise yine tatlı mağazalar ve kafeler var. Artık İstanbul'a tüm markalar geldiği için buradaki mağazalar pek enteresan gelmeyebilir ama hatırlıyorum da eskiden Sephora'ya girip alışveriş yapmak için ölürdüm :)



Biraz da deniz, güneş muhabbetine gelelim. Bence Cannes'ın denizi Cote d'Azur'ün en iyi denizlerinden biridir. Tabii asla bizim sahillerimizdeki gibi bir deniz beklemeyin. Öyle bir şey yok çünkü. Ama Nice'in çakıllı plajlarından ve Saint-Tropez'nin balçık gibi denizinden iyi olduğu kesin. 'Çok Muhterem Türk Sosyetesi'nin Saint-Tropez'ye bu kadar akın etmesine aldanmayın sakın, onlar sadece partilemeye gidiyor:) La Croisette'in deniz tarafı yan yana plajlardan oluşuyor. Bunların çoğu otellerin plajları. Aralarda özel plajlar da var. Ama tabii otelde kalıyorsunuz diye plajı size bedava kullandırmıyorlar. Cannes'da her adım attığınızda para ödemek zorundasınız. Plajlara özellikle yüksek sezonda rezervasyonla girebiliyorsunuz. Size şezlong, havlu ve şemsiye veriyorlar. İskele veya kumda güneşlenme opsiyonlarınız var. Tabii ki seçiminize göre bunların da fiyatları değişiyor. Genelde plajların kendi restaurant'ları var. Yemekler de süper oluyor. Öğlen yemeği için tercih edilebilir. Aslında bu restaurant'ların akşam servisleri de var ama ben pek tercih etmiyorum. Bir de yemekten sonra bazıları kulübe dönüyor. Yemekten sonra takılmak için iyi ama ayaklarınızın kumlanması muhtemel. O yüzden rahat ayakkabılar seçmenizi tavsiye ederim.




Nerede kalınır?




Benim önerim La Croisette üzerindeki otellerde kalınması. Dünyaca ünlü Hotel Martinez ve Intercontinental Carlton bu caddede bulunuyor. Festival zamanında dünyaca ünlü oyuncuları, yönetmenleri ve sinemacıları ağırlıyorlar. Normal zamanda da dünya zengini Arapları ve Rusları buralarda sıkça görmek mümkün. Bu otellerin önünde daha ancak dergilerde veya araba fuarlarında görebilme şansına eriştiğiniz ultra lüks arabalar görüyorsunuz ve ağzınız açık kalıyor. Yine Majestic Barriere, Grand Hotel ve JW Marriot (eski Hilton) önerebileceğim oteller arasında. Aslına bakarsanız bana en çok Grand Hotel sempatik gelir. Önünde koskocaman bir bahçesi var ve caddenin tam ortasında bulunduğu için çok merkezi. Otelin arka kapısı da Rue D'Antibes'e bağlanıyor. Ayrıca burada Martinez veya Carlton'daki gibi film setinden fırlamış gibi takılmanıza gerek yok. Otelin odaları da yenilendi ve oldukça modern ve şık oldu. Üst katında jakuzili bir süiti var. Arkadaşım olan bir çifte balayı için bu oteli önermiştim. Onlar da bu süiti tercih etmiş ve çok memnun kalmışlar. Tüm bunların dışında Rue D'Antibes'de daha uygun fiyatlı 3 ve 4 yıldızlı oteller bulunmakta. Bütçesi daha uygun bir seyahat düşünüyorsanız buradaki otellerde kalıp La Croisette üzerindekilerde içki, yemek ve plaj keyfi yapmanızı öneririm.


Nerede yenir?




Baoli: Hem restaurant, hem gece kulübü olarak hizmet veren Baoli, Port Canto'nun içinde bulunuyor. Akdeniz ve Asya mutfaklarının füzyonundan oluşan yemekleriyle size gastronomik bir deneyim yaşatan Baoli, ambiyansıyla da sizi içine çekiyor. Burada ünlü biriyle karşılaşma olasılığınız çok yüksek. Dünya jet set'inin de tercihi olan mekanın şefleri Christophe Caucino ve Pierre-Antoine Navarro. Yemeğinizi palmiyelerle çevrili bir bahçede localarda yiyorsunuz. İç mekan yemekten sonra gece kulübüne dönüyor ve eğlence devam ediyor. Aslında bana göre gece eğlencesi için gidilecek tek kaliteli yer. Ama özellikle hafta sonu rezervasyonsuz ve dame'sız girmek biraz zor. Baoli'nin la Croisette üzerinde özel bir plajı da bulunuyor.



La Palme d'Or: Hotel Martinez'de bulunan 2 Michelin yıldızlı gurme restaurant. Bana göre Cannes'ın en iyisi sayılabilir. Buranın uluslararası bir ünü var ve ambiyansı süper. Şefi Christian Sinicropi. Pazar ve Pazartesi servis vermiyorlar. Öğlen servisi de her gün olmuyor. Mutlaka rezervasyonlu gidilmeli çünkü az masa var ve sürekli dolular. Palme D'Or'da yiyebileceğiniz en güzel yemek Chateaubriand. Tadının damağınızda kalacağını ve tekrar oraya dönmek isteyeceğinizi garanti ederim. Tabii Chateaubriand istemeniz için en az 2 kişi olmanız gerekiyor. Ayrıca peynir tepsisi inanılmaz zengin. Bu tepsiden istediğiniz kadar peyniri seçip şarap keyfinizi tamamlayabilirsiniz. Bu arada elbette ki oldukça zengin bir şarap menüleri de bulunuyor. Listede Fransız şaraplarına ağırlık verilmiş. Seçtiğiniz şarapla doğru orantılı olarak hesabınız da değişiyor. Şarap fiyatları 100€'dan başlıyor ve 4000€'luk Chateau Margaux'lara kadar gidiyor. Bu arada Cannes'da ağustos ayında havai fişek gösterileri olur ve bu dönemde herkes sahilde bu gösteriyi izlemek için yerini alır. Bu günler için Palme D'Or'un hazırladığı özel bir menüsü de bulunuyor. Gösteriyi buradan izlemek muhteşem olsa gerek. Bu arada restaurant genellikle kapalı alandan oluşuyor ve sigara içilen masaları çok az. Eğer böyle bir masa istiyorsanız bunu rezervasyondan önce belirtmeniz gerekiyor.  


Le Relais des Semailles: Eski Cannes'a girdiğinizde karşınıza çıkan ilk restaurant'lardan biri. Oldukça şık bir dekorasyonu var. Yemeğinizi beyaz örtülü masalarda yediğiniz tipik bir Fransız restaurant'ı. Av etleri seviyorsanız ben size ördek, güvercin veya tavşan yemenizi öneririm.


Le Rendez-Vous: Festival Sarayı'nı geçince, Suquet'ye gelmeden yan yana yer alan balıkçılar göreceksiniz. Le Rendez-Vous bunlardan biri. 'Les Plateaux' adı verdikleri taze deniz mahsulleri tepsileriyle ünlü. En güzelleri 'Le Bateau Rouge' veya 'La Panache de Fruit de Mer'. Bu tepsiler, ayrıca bir ana yemek yiyecekseniz  3-4 kişinin paylaşmasına yetecek kadar büyük. Ana yemek olarak balık seviyorsanız taze balık veya 'Les Moules Marinieres a la Creme'(midye) önerim.




Felix: En sevdiğim restaurant'lardan biri. Fois Gras ile bir başlangıç yapıp et veya balık tercih edebilirsiniz. Ambiyansı da çok güzeldir.


Le Vesuvio: Cannes'ın ünlü pizzacısı. Şehri tanıyan herkes burayı bilir. Muhteşem pizzaları vardır. Pizza al tartufo veya Pizza Parma önerilerim arasında. Ayrıca bresaolası, etleri (osso bucco ve milanese tercihim) ve midyenin iyi olduğu sezonda moules marinieres'i de gayet lezzetlidir. Şarap olarak Pinot Grigio veya Sancere tercih edebilirsiniz.




Z-Plage: Martinez'in plaj restaurant'ı. Jambon blanc'lı baguette sandwich'i ve club sandwich'i oldukça doyurucu ve güzel.


Carlton Beach Restaurant: Öğlen yemeği için en iyi yerlerden biri. Çoğu masa Chateau Minuty Prestige Rose şarap tercih ediyor. Somon füme ve yengeç tabağı veya ıstakozlu Carlton salatası favorilerim.


Factory Cafe: Bir kapısı Rue d'Antibes, bir kapısı La Croisette'e açılan pasajın tam orta yerinde bulunan öğlen yemeği için uygun bir cafe. Menü, ünlü marka isimlerinden oluşuyor. Ben 'La Petit Ange' adlı keçi peynirli salataya bayılıyorum.


Le Notre: Rue d'Antibes'de bulunan bir cafe- pastane. Alış-veriş arasında kahve içmek, biraz macaron veya pasta yemek için uğrayabilirsiniz.


Nereden alış-veriş yapılır?




Grand Bazaar: Rue d'Antibes üzerinde bulunuyor. Birçok farklı markanın ve tasarımcının mallarını satıyor. Çok özel ve orijinal parçalar bulabiliyorsunuz. Pahalı bir mağaza ama her şeyin en güzeli buradadır. En azından gezmeye değer.


Dihn Van: Çok sevdiğim bir Fransız mücevher ve takı markası. Cannes'da da yerleri var. Renkli kayışlı bileklikleri hala çok in.


Zadig&Voltaire: Senelerdir çok severek takip ettiğim bir Fransız markası. Artık Beymen'de de bazı parçaları satılmaya başlandı. Özellikle kaşmir kazakları ve uzun kollu t-shirtleri çok şık. Casual chic giyinmek isteyenler için iyi bir tercih.


Vilebrequin: Saint-Tropez orijinli bir mayo firması. Cannes'da birkaç butiği var. Daha çok erkekler arasında moda olmasına rağmen kadınlar için de mayo tasarımları bulunuyor.


51 Montaigne: Seçkin markaların parçalarını bulabileceğiniz la Croisette üzerinde bir butik.


Cannes'da sıkıldınız...Peki etrafta ne var?


Size bahsedeceğim yerlerin sahil şeridindeki sıralaması şu şekilde:


St.Tropez- Cannes- Juan-les-Pins- Antibes- Nice- Villefranche-Monte Carlo- San Remo


Cannes’a en yakın sahil kasabaları Juan-les-Pins ve Antibes. Arabayla maksimum 30 dakika. İki kasaba yan yana. Aynı gün gezebilirsiniz. Juan-les-Pins benim favorimdir. Bodrum’un içi gibi düşün. Barlar ve restaurantlar çok tatlı. Her yer geç saate kadar açıktır. Ayrıca burada dünyaca ünlü gurme restoranlar da bulmanız mümkün.  Denize girmek için de burası güzeldir. Tüm sahil şeridinde en iyi denizlerden biri diyebilirim. Tüm gününüzü geçirebileceğiniz bir yer özetle.

Nice: Tüm sahil şeridinin bağlı olduğu ana şehir ve Cannes'dan daha büyük. Zaten havaalanı da burada. Yani Cannes'a veya başka bir sahil kasabasına gitmek için Nice'deki 'Aeroport Nice Cote d'Azur'ü kullanıyorsunuz. Kışın da oldukça yoğun bir popülasyonu olan Nice aynı zamanda öğrenci şehri de sayılıyor. Denize girmek için çok tavsiye etmem çünkü sahili çok çakıl taşlıdır. Ana caddesi Promenade des Anglais. Ama esas mağazalar, restaurantlar, caffeler arka paralelde bulunuyor.


Villefranche: Nice’e çok yakın bir sahil kasabası. Ben bir gemi seyahatine çıktığımda orda inip Nice’e geçmiştim. 15 dak. araları. Ben gittiğimde kıştı ama çok tatlı gözüküyordu. Ufacık, tipik bir yer. Vakit olursa gezilebilir. Ama ‘must’ değil.


Monte Carlo: Dünyanın en zengin yerlerinden biri. Başlıbaşına bir yazı konusu olduğu için kısa geçeceğim. Hotel de Paris buranın en ünlü oteli. Kumarhanesi ile de ünlü. Kafesinde oturduğunuzda  herhangi bir ünlüyle karşılaşmanız muhtemel. Formula Grand Prix parkurları da bu otelin önünden geçiyor. Geç saate kalırsanız Jimmy’z buranın en ünlü gece kulübü. Yılbaşı partileri de çok güzel oluyor.


San Remo: Cote d'Azur İtalya sahillerine bağlanıyor. San Remo çok tatlı bir yer. Cumartesi günleri pazarı oluyor. Herkes oraya akın ediyor. Değişik biryer görmek isterseniz geçebilirsiniz.


St. Tropez: Tüm yukarda saydıklarıma göre Saint Tropez ters tarafta kalıyor. O yüzden ona başlı başına bir gün ayırmanız gerekiyor. Sahilden manzarayı izleyerek gidebilirsiniz ama yol virajlı ve uzundur. Bir de ‘high way’ var. Mutlaka bir harita edinin zaten. St. Tropez’nin içinde marinasının da bulunduğu bir kasabası var. Tekneleri görünce aklınız uçacak. Gerçi artık Bodrum koylarında da bu ebatta tekneler görmek mümkün. Ayrıca bir de beach clubların olduğu plajı var. Burası kasabanın dışında. Bir süredir gitmiyorum ama plaj olarak en popüler olanlar: Nicky Beach ve La Voile Rouge. La Voile Rouge denize paralel, Nicky Beach biraz daha geride kalıyor. Denize yürümek gerekiyor. Ama zaten olay havuz kenarında partilemek. Öğlen yemeği beachlerin içindeki restaurant’larda yeniyor. O sırada modeller masaların arasından geçerek bikini defilesi yapıyorlar. Akşamüstü de millet kopuyor. İşin raconu Magnum şampanya açtırıp birbirini ıslatmak:) Mutlaka görülmeye değer. Önce beach’e gidip arkasından St. Tropez’nin içini gezmek daha mantıklı. Ama dönüş yolunuz uzun olacak. Vaktinizi iyi ayarlayın!


Mougins: Cannes’ın üstlerine denk gelen tepede bulunan bir kasaba. Burası da oldukça tipiktir. Bir çok gurme restoran vardır. Akşam yemeği için tercih edebilirsiniz.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder